Perşembe, diyor winthalas at 21:16
uykuyla doğum kontrolünün ortasına yutkunuyordun
öğleye kadar uyumaya ve çocuklara öykünüyordum

yatağının kendi mevsimleri vardı
-yazın serin kışın sıcak-
bacaklarının kendi şarkıları
solgun ve sağlam
onu demeyecekti ablam
ablam çok sarsılacak
ablamı çağırın, ona sarılanlar olacak
-çocukken duyduğu kahkahaları atmaya çalışarak-
babam orada değil, başka bir yerde
bakınız nasıl da dünya, nasıl da toprak
kışın soğuk yazın sıcak
-babam nasıl bir yerde?-
bir gün hepsi toparlanarak
silkinip gidecekler
siktirip
bakınız nasıl da topraklar taşıyor
babam orada değil, kalbimizde yaşıyor
tabii hepimiz yerlerde.

sana dönelim.
krizlerin bile sterildi. çocukların gibi birer birer tanıştırdın onları benimle. kulaklarına adlarını söyledim. onları sirke götürdüm. birinin alnında yara izi vardı. sırf izin hareketlerine bakarak duygularını anlamak mümkündü. yukarı giderse şaşkın, aşağı inerse kızgın. o yarayı ben açmadım ama ilk benim gördüğüm açıktı.

-bir dakika, güzel bir şarkı çıktı:-

"gözlerimde asit yağmurları
kim kızdırıyor bu basit yağmurları"
kim bilir kaç çocuğun, kaç gözyaşın düşecek
kim bilir kaç çocuğun gözleri öpülecek

ayak seslerim bir kişiye yetmiyor
yettirmeye çalışıyorum, bileklerim kırılıyor
-bir gün bir sirke düşersem artık parende de atamam-

eve dönelim.
beni bu kirli sakallardan, bu aminoasitlerden arındır
masumiyetinden utanmak gelmiyor artık ağır
geceliğinin kollarından uyku akıyor
durma sen de vahşeti çağır
 
Pazartesi, diyor winthalas at 14:58
abd'nin adı üstünden iz sürelim. uyumayalım. bilinçli olalım. çağdaş, ileri olalım. biz bunları hep yazılarımızda yıllar önce yazdık.

amerika birleşik devletleri = tam bir eril erikle evlendi aşk

(aşkın yalnız erkek egemen bir dünyada var olabileceği düşüncesi. muhafazakar, sistem dostu bir propaganda)

amerika birleşik devletleri = eşit evler, ilerde kemikli araba

(eşit ev diyor, ilerde doğaya dönüş, teknolojiden bir kaçış diyor. basbayağı anarşizm, komünizm gelebilir, dikkatli ol diyor gizliden gizliye. evet, ben de şaşkına döndüm bunu keşfedince.)

amerika birleşik devletleri = kiralık amele biletleri devşirdi

(hmm. bak bu çok güzel, kiralık amele, işçi elbette. diyor ki, işçiler ayaklanacak, şimdiden biletini ayır. haber veriyor şimdiden.)

amerika birleşik devletleri = am da bir alet edevat, leş erik kirli (biraz jokerli)

(bu kadarı da olmaz. diyor ki kadın metadır, her şey teknolojidir, doğadan uzaklaş, doğal olan pistir, kötüdür. bizim seralara, hormonlara gel. anarşi için az önce uyardı, şimdi de alternatif koyuyor ortaya.)

 
Pazar, diyor winthalas at 11:35
Tanrılar çok dalgındı
İspermeçet devrildi
Gondolumuz yoruldu
Dümencimiz yerildi
Deniz birden duruldu
Yelken yere serildi.
Çocuklara soruldu:
Şef Mandoran nerede?
Şef Mandoran güvertede
Çocuklara sarıldı.
Tanrılar suya kondu
İspermeçet doğruldu.
 
Salı, diyor winthalas at 01:13

günle eş olmaktır. kolay değildir. bir gün gelir, bir gün daha gelir, kuma gömerler. gelin gelir hepsi. kuma derler. o yüzden güneşin zamanı kum saatiyle ölçülür. kum saati muğlaktır çünkü. günü gününe uymaz. o yüzden kargaşa vardır. kaos derler. günlerin güneşten doğurduğuna gün ışığı denir. çocuklarıdır onların.

çocukları herkes sever.

çocuklar herkesi sevmez. karanlığı örneğin. galaksi çoğunlukla karanlıktır, hay aksi. güneş çoğunluğa bir başkaldırıdır. günler çok olduğu için, onları dağa kaldırır. bize daha çoook yol aldırır güneş. çok gün daha kaldırır bu yükü, aldırmaz. gün ışıklarının hepsi sakat doğar bu yükten. babalarının günahı yüzünden çok hassastırlar. sudan sebeplerle bile kırılırlar. kriptonitleri prizmadır. tek bedenden çokları fışkırır. yeryüzünde hiçbir öğrencinin yapmadığını yapıp tek bedenden kalırlar. veli toplantısı güneş tutulmasına denk gelir hep. kozmik tesadüfler bir karneyi imzalamak için gereklidir.

güneş bazen bir şehirli gibi giyinip ormanı terk eder. gelir insanın başına çarpar. şantaj yapmanın yolunu böyle bulmuştur. geceleri kendini özletir. kendinden bahsetmeye zorlar. hoş olmaz pek işte görüyorsun. ama sabah olur eninde sonunda.

 
Pazar, diyor winthalas at 00:28
Artık birileri Stanislaw Lem'in yayın haklarını alsın ve kitaplarını bassın.
 
Perşembe, diyor winthalas at 16:23

İnsanın sezdiği/hissettiği/düşündüğü/inandığı bazı şeyleri başkasına, hatta bazen kendisine (ileriye not olarak yahut şeyleri daha açık görmek için) aktaracak dili bulamaması, en az iki şeye yol açıyor: Özgünlük ve yalnızlık duygusu.  Biri olumlu, biri olumsuz; tuhaf.

 
, diyor winthalas at 16:10
bir şey bizde bir duygu uyandırdığında (her zaman mı? her şey mi?) bize, o duygu dışarıdan gelmiş, o şeyden gelmiş gibi geliyor. o zaman da o duygu o şeyin imzasıymış gibi, hep aynı, herkese aynıymış gibi algılanıyor.

halbuki o duygu, bizzat bizim içimizden çıkardığımız, o şeyi tanımak için (tanımlamak için? hatırlamak için? -hafıza kısayolu-) o şeyin üstüne yapıştırdığımız bir etiket.

o şeye uygun gördüğümüz.

 
Çarşamba, diyor winthalas at 13:19



Etiketler:

 
Pazartesi, diyor winthalas at 04:36
2000 ya da 2001 olsa gerek. Babam bir defterimi karıştırdı.

"göz çukurlarıma hapsettim kendimi. göz hapsindeyim. artık ne desen gözlerime dair, üzerime alınırım"

diye bir şey yazmışım, onu bulup duvarına yazmıştı. Bir gün gidip o duvarı aramalı.
 
, diyor winthalas at 23:39
fante, okur tarafından genelde bukowski'den sonra keşfedilir. halbuki bukowski, fante sayesinde kendini keşfetmiştir. anlattıkları hayat ve öncelikleri büyük benzerlik gösterse de, farklıdırlar. fante'de bukowski'nin kabalığı, anlatılanla paralel dilin de sadeliği yoktur. fante'nin uzun cümleleri vardır örneğin; ama süslü ve ihtişamlı değil, kendiliğinden çağrışan, aynı cümle içinde bazen okura, bazen kendine, bazen romandaki bir karaktere seslenen, konuşan cümlelerdir bunlar. kelimeler sadedir yine, ama cümle olduklarında, normalden çok uzaktırlar. hatta dilbilgisel açıdan kasti hatalara taşırlar kendilerini. kelimeleri özne yaptım, çünkü bana sorarsanız, bazı cümlelere başlarken fante de bilmiyor nerede nasıl biteceğini. bukowski'de ise böyle bir durum yok, planlı aslında yazarken, yaşarken olduğunun tam tersi yani. fante'ye oranla daha harbi, daha düzdür. fante'de düşsel, fantastik olaylara rastlanır. bukowski ise gerçek hayatı fantastik kılmıştır yaşayışıyla. aslında aynı parasız, yetenekli, yaşama uyum sağlayamayan adamı anlatırlar. ama fante daha yalnız, daha saf, daha hayalperesttir, umutludur. bukowski'nin kadınları vardır çünkü. fante'ye göre çok deneyimlidir. umudu yaşatmak için, yaşamamış olmak gerekir. bukowski yaşamış ve umut etmeye değecek bir bok olmadığına karar vermiş, keyfine bakmaktadır. fante için o kadın, tavlamak için harikalar yaratmak gereken bir tanrıçadır. bukowski içinse, ya başka bir yatakdaş, ya da içki masasında yudumdaştır. en kötü ihtimalle ya çekersin siktiri, ya da yersin olur biter. oysa fante'nin dünyası yıkılır onu kaybederse. bu yüzden ona doğru adım atmaya bile korkar.

2004'ten.